Etki Odaklı Kurum Nasıl Oluruz?

Etki Odaklı Kurum Nasıl Oluruz?

Şubat ayında bir senedir yürüttüğümüz Sivil Toplum Kuruluşları (STK) için Sosyal Etki Yönetimi Programı’nın kapanışını yaptık. KUSIF olarak, pozitif sosyal etki yaratmayı hedefleyen kurumların, başta STK’lar olmak üzere sosyal etkilerini ölçebilir, yönetebilir ve maksimize edebilir olmalarını hedefliyoruz.

Yazar: Gonca Ongan, Yönetici Direktör, KUSIF

Ekim 2015’te yayınladığımız “Türkiye’deki Sivil Toplum Kuruluşlarının Sosyal Etki Ölçümleme Algısı ve Pratiği” araştırmamızda kurumlar bize sosyal etki ölçümlemede karşılaştıkları üç ana zorluğu sıraladılar:

1) Yeterli maddi kaynağa sahip olunmaması,

2) Ölçümleme için yeterli uzmanlık ve becerilere sahip olunmaması,

3) Yönetimin ölçümlemeyi öncelik olarak belirlememesi.

Kurumlar, sosyal etki ölçümlemesi yapabilmek için ihtiyaç duydukları çalışmaları ise şu şekilde sıraladılar:

1) Ölçümleme teknikleri hakkında eğitim alma,

2) Sosyal etki ölçümlemesi için finansal destek alma,

3) Sosyal etki ölçümlemesi alanında danışmanlık alma,

4) Benzer kurumlar ile konuya yönelik bilgi ve deneyim paylaşımında bulunma,

5) Sosyal etki ölçümlemesi hakkında Türkçe kaynaklara erişme (Örnek raporlar, farklı yaklaşımlar, kitaplar; vb.).

Bu araştırma, bize pusula oldu ve KUSIF olarak çalışmalarımızı öncelikle olumlu sosyal etki yaratmayı hedefleyen kurumlar için Türkçe kaynak yaratmaya, eğitimler vermeye yönlendirdik. Bir yandan da fon veren kurumların da sosyal etki ölçümleme ve yönetimi konusunda farkındalıklarının, bilgi ve becerilerinin artması için çalışmalar gerçekleştirdik. Bu sayede, STK’ların fonlu projelerde sosyal etki ölçümlemesi için finansal destek alabilmelerini kolaylaştırmak istedik. Bir süre sonra fark ettik ki, ürettiğimiz Türkçe kaynaklar ve yaptığımız eğitimler yeterli olmuyor ve STK’lar sosyal etki ölçümlemesi ve yönetimini hayata geçirmek ve uygulayabilmek için danışmanlığa ihtiyaç duyuyor. Ayrıca, yönetimleri işe katmadan kurum içi dönüşüm olamıyor ve bilgi, kişilerde kalıyor.

KUSIF, şu ana kadar sosyal etkinin ölçümü, yönetimi ve maksimize edilmesi ile ilgili 12 adet yayın hayata geçirmiş. Aslında, etki odaklı bir kurum olmak isteyen STK’lar için bu yayınlar altın değerinde ve okuyup uygulamaya geçebilecekleri şekilde tasarlanmış. İşimiz için gerekli birçok konuyu öğrenmeye zorunlu hissediyoruz, ama sosyal fayda yaratan bir kurum olarak sosyal etki ölçümlemesi ve yönetimi konularını kaynak olmasına rağmen öğrenmek istemiyoruz. Bir STK çalışanı, operasyon yönetimi, finansal yönetim, insan kaynakları yönetimi, iletişim yönetimi, kaynak yönetimi, proje yönetimi, eğitim programları oluşturma, gönüllü yönetimi vb. alanlarda bilgi ve yetkinliğe sahip ise sosyal etki okuryazarı da olmak durumunda.

Yukarıda saydığım sebeplerden dolayı, Sivil Toplum Kuruluşları için Sosyal Etki Yönetimi Programı’nda daha derinlemesine çalışabilmek üzere 10 STK ile ortak olduk. STK’lar ile çalıştığımız sürede eğitim ve danışmanlığı birlikte yürüttük ve program katılımcılarının yanında yönetimleri de işin içine katmaya çalıştık. Aslında, bu STK’ların etki odaklı kurum olmaları için adım atmalarını sağladık.

Programda yer alan kurum yöneticileri tarafından gözlemlenen katkılarda, programın değişim hedefine farklı ölçeklerde de olsa ulaştığı görüldü. Buna göre kurumu temsilen katılan katılımcıların sosyal etki ölçümlemesinde okuryazar oldukları, sosyal etki ölçümleme konusundaki farkındalıklarını kuruma yansıttıkları anlaşıldı. Sosyal etki ölçümlemesi konusunda program öncesi ilgili olan yöneticiler, katılımcıların edindiği bilgi ve donanımdan yararlanarak gelecek dönemde kurumun sosyal etkisini ölçmek konusunda adımlar atarken, etki ölçümlemeye şüpheyle bakan yöneticilerin bu konudaki tavırlarının değiştiği gözlendi. Hacmi ve bütçesi küçük olan bir STK, hibesine başvurduğu bir fon vereni etki ölçümleme planıyla etkiledi. Çalışma alanı spesifik olan STK’lar için etki ölçümleme konusunda daha derinleşen etki ölçümleme yaklaşımı desteği talebi dile getirildi. Yöneticilerde de sosyal etki ölçümleme konusunda daha çok bilgilenme talebi doğduğu fark edildi. Bundan sonra, buna benzer bir programın daha çok duyurulması, daha çok STK’ya ulaştırılması, daha çok danışmanlık verilmesi ve bu programa katılanların devam edebileceği ve derinleşebileceği eğitim programlarının oluşturulması talep edildi. Katılımcı kurumların çoğunun, kurumun genel sosyal etkisini ölçme konusunda birçok soru işaretine sahip olduğu görüldü.

Etkimiz operasyonumuzdan ayrı düşünülemez. İkisi paralel olarak ve üst üste işliyor. Finansmanı, iletişimi, operasyonu tartıştığımız her alanda bir başlık da etki olmalı. Nasıl, finansmanı, operasyonu planlama ve takibi için sistemleriniz var, etki planlama ve takibi için de kendinize özel sistemleriniz olmalı.

Burada, size beni çok etkileyen bir örnekten bahsetmek istiyorum. Geçtiğimiz Nisan ayında düzenlediğimiz Social Value Matters 2017 Konferansı’nda da “Sosyal Performans” başlıklı bir atölye yapan sevgili Anton Simanowitz’in bizzat yaşadığı bir hikayeyi paylaşacağım. Anton’un çok beğendiğim bir de kitabı var: The Business of Doing Good (amazon.com’dan alabilirsiniz).

Anton’un uzmanlık alanı “mikrokrediler” ve çok uzun yıllar mikrokredi veren kurumlarla çalışmış ve onlara danışmanlık vermiş. Verdiği örnek de Kenya’da kadınlara mikrokredi veren uluslararası bir kurum ile ilgili. Her sene harika sosyal etki raporları çıkaran ve ödül alan bir kurum bu. Anton, bir sabah bu kurumdan mikrokredi alan bir grup kadın ile konuşmaya gidiyor. Konuşmaların başında, organizasyonun saha yetkilisi gelerek kadınlardan mikroredi ödemelerini topluyor ve tüm kadınlar ödemelerini eksiksiz yapıyor. Ardından saha sorumlusu gidiyor. Anton, kadınlarla sohbete devam ediyor. Sohbet sırasında bazı kadınlar uyukluyorlar ve iki gündür bir şey yemediklerini ve aç oldukları için yorgun düştüklerini, bu yüzden uyukladıklarını söyleyip Anton’dan özür diliyorlar. Anton, mikrokredileri için henüz para ödemişken neden aç olduklarını sorduğunda ise kadınlar, son haftalarda işlerin iyi gitmediğini, mikrokredilerini aksatmak istemediklerini çünkü aksatırlarsa bir daha mikrokredi alamayabileceklerini ve bu nedenle haftalık ödemelerini yapmak için de tavuklarını sattıklarını söylüyorlar.

Şimdi burada büyük bir ikilem var! Mikrokredi veren kurum raporlarında kadınların mikrokredi ödeme oranlarının çok yüksek olduğundan ve Kenya’daki başarılarından bahsediyor ama kadınların mikrokrediyi ödemek için aç kaldığını kaçırıyor. Sahada kadınlardan mikrokredi ödemesi toplayan kişi bu durumu gözlemleyip, raporlamadığı ve süreç karar mekanizmalarında değerlendirilip yeniden tasarlanmadığı için negatif sosyal etki doğuyor ve belki de büyüyor.

Yani sosyal etki operasyon ile gerçeğe dönüşen bir durum. Bu neden ile etki yaratılması ve operasyon iç içe diye düşünebilirsiniz.

Sizlere, sosyal etkinizi ölçmenin ve yönetmenin zor bir şey olmadığını, küçük veya büyük bir kurum olarak bunu yapabileceğinizi göstermek istiyoruz. Bu neden ile Sivil Toplum Kuruluşları için Sosyal Etki Yönetimi Programı’nda hem büyük hem de küçük STK’lar ile aynı anda çalıştık. Etki odaklı düşünmek ve etki odaklı olabilmek için de sizlere tüm yayınlarımızda yol ve yöntemler gösterdik. Bu yöntemlerin hiçbirinde yeni araçlar yok, biz sadece var olan araçları etki ölçümleme ve yönetiminde nasıl bütünsel olarak kullanacağınızın yolunu söyledik ve örneklerini verdik. Etki odaklı düşünmeye başlayan her kurumun sosyal etkisini rahatlıkla ölçebileceğini, yönetebileceğini ve zirveye çıkarabileceğini düşünüyoruz. 20 Şubat’ta gerçekleştirdiğimiz Sivil Toplum Kuruluşları için Sosyal Etki Yönetimi Programı’nın kapanışına, İngiltere’de konferansta tanıştığımız ve sosyal etkiyi kurumlarında nasıl içselleştirdiklerini dinleyerek çok etkilendiğimiz; şiddet görmüş kadınlar, erkekler ve çocuklarla İngiltere’nin Leeds bölgesinde çalışan STK Behind the Closed Doors ekibinden Louise Tyne ve Liz Riley’i davet ettik. Konuşmalarını ve onlarla yapılan röportajı sosyaletkianalizi.com’da bulabilirsiniz.

Etkili bir kurum olmak için ne yazık ki tek bir basit formül yok. Fakat en önemli nokta, kurumda çalışanların zihniyeti diyebiliriz. Etki odaklı düşünme ve kültürünün kurumun lideri /üst yönetimi tarafından işlenmesi ve kurumun etki odaklı düşünmeyi içselleştirmesi gerekiyor. Etkinizi Zirveye Taşıyın Rehberimizde anlattığımız gibi, etki odaklı düşünme, elimizdeki kaynaklarla mümkün olan en üst düzeyde net olumlu etki yaratmak anlamına gelir. Bu bağlamda “etki” ile ifade edilen, kişilerin hayatında doğrudan veya dolaylı olarak faaliyetlerimiz aracılığıyla yaratılan değişimlerdir. Etkinin izlenebilir ve ortak amaç kültürü olması, etki odaklı kurum olmak için en temel özelliktir diyebiliriz.

Etki odaklı kurumların özelliklerindeki ortak noktalar ve kurumların daha etkili kurum olmalarını engelleyen durumlar ile ilgili Impetus Private Equitiy Foundation’ın (Impetus-PEF) Driving Impact Raporu’nu okumanızı tavsiye edeceğim. Impetus-PEF, STK’ların ve sosyal girişimlerin daha etkili kurumlar olmalarını sağlayarak daha fazla dezavantajlı gence yardım edebilmelerini kolaylaştırıyor. Geçtiğimiz Aralık’ta, Impetus-PEF ile Londra ofislerinde toplantı yaptığımızda çalıştıkları kurumları uzun vadeli destekleyerek etki odaklı büyümelerini sağlama yaklaşımlarını ve yöntemlerini çok beğendik. Ortak oldukları kurumları iki ila beş sene arasında liderlik, etki, kurumsal sürdürülebilirlik alanlarında destekleyerek etkilerini hem derinleştirmelerini hem de büyütmelerini sağlıyorlar.

Impetus-PEF, etki odaklı kurumların öne çıkan noktalarını beş başlıkta özetlemiş:

1) Etki odaklı kurumların, “kuzey yıldızı” diyebileceğimiz net bir etki stratejilerinin olması ve bu strateji üzerinden kendilerini sürekli benchmark edebilmeleri,

2) Kurulan performans yönetimi /etki planlaması sisteminde veri toplarken kurumun bu verilerden öğrenmesi ve iyileştirmeye yönelik revizyonlar yapabilmesi,

3) Mütevelli heyetinden yönetime ve sahadaki çalışana kadar her kademede faydalanıcılar üzerinde pozitif değişimler yaşanmasına yönelik ortak bir sorumluluk oluşturabilmeleri ve takip sistemi kurabilmeleri,

4) Etki odaklı kurumların etki stratejilerini kurgulayıp işlettiklerinde değer önerilerini daha iyi telaffuz ederek, odaklanarak, ellerindeki veriyi kullanarak fon bulmada başarılı olmaları,

5) Etki odaklı kurumların kaynaklarını, etkilerini ve finansmanlarını sürdürülebilmek için etkin kullanabilmeleri.

Ayrıca, kurumların daha etkili olmalarını engelleyen beş durum da tespit etmişler:

1) Kurumların çoğu hizmet ettiklerini düşündükleri veya hizmet etmeyi istedikleri gruplardan daha başka kişileri programlarına alıyorlar.

2) Kurumların çoğu program bittikten sonra ve hatta program esnasında, program katılımcılarını veya belirgin azınlığı takip etmiyor, nasıl değişimler yaşadıklarını öğrenmiyorlar.

3) Kurumlar genellikle pek de anlamlı olmayan sonuçlara / değişimlere odaklanıyorlar.

4) Kurumlar faydalanıcılarına tanımlanmış ve yazıya dökülmüş programlar yerine, planlanmamış, doğaçlama destekler verebiliyor.

5) Kurumlar ölçümlemeyi öğrenmek ve iyileştirmekten öte etkilerini ispatlamak için kullanıyorlar.

Kurum bazında bir etki stratejisi oluşturarak (KUSIF 4 ADIM: Sosyal etki Ölçümleme rehberini), kurum aktivitelerinizi ve programlarınızı bu strateji çerçevesine uyumlu hale getirebilir, performans yönetiminizi de bu stratejiyi operasyona dökmek üzere yeniden kurgulayabilirsiniz. Tüm bu süreçler için kaynak ayırarak ve etki odaklı kurum olma yolunda öğrenerek ve iyileştirerek ilerleyin. Sivil Toplum Kuruluşları için Sosyal Etki Yönetimi Programı’na katılan kurumların çoğu, projelerin ötesinde kurumun genel sosyal etkisini ölçme ve yönetme konusunda kendilerini sorgulamaya başladılar. Hatta bazıları program kapsamında başladıkları paydaş analizi ve değişim teorilerini daha derinlemesine ve detaylı çalışmaya başladılar bile.

Sonraki Yayın:
Önceki Yayın:
Bu yazıyı yayınlayan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir