Etki Yönetimi Bir Ruh Halidir!

Etki Yönetimi Bir Ruh Halidir!

Ortalıkta hafif bir değişim dalgası dolaşıyor… Fısıltı gazetesinden okumuş olabilirsiniz… “Etki Yönetimi” bu aralar herkesin dilinde. İnsanlar artık etki ölçümlemesinden değil etki yönetiminden bahsediyor! Çok göze çarpan bir değişiklik gibi görünmeyebilir ama bu nüansı vurgulamak, bunun neden sosyal sektöre dair düşünce ve uygulamalarda çarpıcı bir yön değişikliğinin başlangıcı olabileceğine ilişkin görüşlerimi paylaşmak istiyorum.

Yazar: Ben Carpenter, Operasyonlar Yöneticisi, Social Value UK

Sözlükte ölçümleme kelimesine baktığınızda şu tanımla karşılaşırsınız: “Bir şeyi ölçme eylemi”; “bir şeyin ebatı, uzunluğu ya da miktarı” ve “ölçme birimi ya da sistemi”. Bunlar doğrudur da. Yıllardır sosyal etki ölçümlemesine kilitlenmiş durumdayız. Peki bir “sonuç”u ölçmek için doğru yol bu mudur? Sonucu ölçmek için en iyi araç/sistem nedir? Haydi bu yıl ne kadar etki yarattığımıza bakalım!

Aslında, bir odaya girip “etki ölçümü” dediğimde insanlar gözlerini devirir, sızlanmalar olur ya da şanslıysam kibarca iç geçirirler. “Evet, bunu yapıyoruz”. Ama “bu”, çoğu durumda gündelik bir iş haline gelmiştir; ölçümleme, yapılması gereken bir şey olarak görülür. Fonlamanın devam etmesini garantilemek için etkiyi kanıtlama işinin bir parçasıdır. Çoğu için “ölçümleme” ve enformasyon toplama, külfetli ve genellikle de anlamsız bir görevdir.

Peki ben ölçümlemeden yönetime geçmenin farklı olacağı konusunda neden heyecan duyuyorum? Sözlüğe dönelim… Yönetim, “bir şeylerle ilgilenme ya da onları kontrol etme süreci” olarak tanımlanıyor. Ama ben “kontrol” kelimesini pek sevmiyorum çünkü çok daha uygulamaya yönelik ve değerli gibi geliyor kulağa. Artık sadece ölçümleme için ölçümleme yapıyoruz. Yönetim ise “kararlar alma” ve bir durumu maksimize etme anlamına geliyor. Dolayısıyla sorulması gereken yeni sorular şunlar olacaktır: “Nasıl daha fazla etkili olabiliriz?” ya da “Sahip olduğumuz kaynaklarla en fazla etkiyi yaratıyor muyuz?”

Aynı şekilde bir odaya girip “çevik”, “yinelemeli tasarım süreci” ve –durun bir dakika- “pivot” kelimelerini söylesem insanların gözü ışıldar! (Tabii bu sözler, oda “yalın startup” ile ilgilenenler ve değişim kültüründen memnun olanlarla doluysa işe yarar). Yalın startup hareketinde asıl olan, tasarım kararlarında enformasyonu kullanmaktır. Haydi, bir şey oluşturalım, çalışıp çalışmadığını görmek için enformasyon toplayalım, bundan bir şeyler öğrenelim ve yeniden tasarlayalım. Eric Reis’ı okuduysanız (Lean Startup kitabı girişimciler arasında neredeyse kutsal kitap haline geldi) odak noktasının, modelinizi doğrulamak ya da başarınızı maksimize etmek için yeniden tasarım yapmanıza yardımcı olacak enformasyonu size hızlıca verebilecek bir ya da iki tane, duruma özel ölçüler (standart olmayan) bulmak olduğunu görmüşsünüzdür. İşte bu sadece ölçümleme değil, yönetimdir.

Pekala, şimdi bana hipster sakalınızla “Hey! Silikon Vadisi’nde değilsin dostum” diye bağırmadan önce bunu sosyal sektör bağlamında ele alalım: İngiltere’deki hayır kurumları ve sosyal girişimler. Bence sosyal amaçlı bu kurumların etki konusunda “yönetim” yaklaşımını benimsemeye başlaması için doğru zaman geldi ve bu tamamıyla mümkün. (Acumen’in Lean Data Initiative’ine bir göz atın). Bir hayır kurumunun ya da sosyal girişimin başarısı finansal kâr ile ölçülmeyecektir ama bu onları aynı şekilde davranmaktan alıkoymaz: Sosyal etkilerini maksimize edecek program tasarımına dair kararlar almada enformasyonu kullanmak. Bu yönetimdir.

Ölçümleme uğruna enformasyon toplamaktan harap ve bitap düşenlerin sıkılmış olması da anlaşılır. Bu tür veri toplama, bir sonuç getirmez. Social Value UK’in bir araştırması, birçok kurumun topladıkları etki enformasyonunu hiç kullanmadığını ortaya koyuyor. Peki ya hayır kurumlarının ve sosyal girişimlerin kadroları birden bire karar almada işlerine yarayacak ve hizmet verme biçimlerini değiştirecek enformasyonu toplamaya başlasa ne olurdu? Bahse girerim bu hiç de sıradan bir durum yaratmazdı.

Söylemesi yapmasından daha kolay değil mi?

Hayır kurumları ve sosyal girişimcilerin kolaylıkla büyük fark yaratabilecekleri bazı küçük değişiklikler söz konusu: Veri toplama işini daha az resmi hale getirmek. Zira form doldurma, anketler ve esnek olmama hali bu süreci öldürüyor. Sohbetler yapmaya başlayın. Faydalanıcılarınızla (ve işinizden etkilenen diğer insanlarla) düzenli olarak konuşun ve onlara şu basit soruları sorun:

– Sizin için ne değişti?
– Bu bekleniyor muydu?
– Herhangi bir şey oldu mu?
– Bu neye yol açtı?
– Bütün bu değişimlerden hangisi sizin için en önemlisi?
– Bu, başka şekilde de meydana gelebilir miydi?
– Buna başka kim yardımcı oldu?

Bu sohbetlerden çıkan sonuçları toplayıp ekip toplantılarında tartışın! Düzenli olarak. Meydana gelen değişikliklere (iyi ya da kötü), insanlar için neyin önemli olduğuna ve muhtemelen daha iyisine ulaşmak için nasıl değişiklikler yapabileceğinize dair büyük resmi görmeniz fazla vakit almayacaktır. İşte benim için yönetim budur.

Bütün bunları yapacak zamanı ya da kaynakları olmadığını söyleyenler boşa konuşuyor. Hayır kurumları ve sosyal girişimler paydaşlarıyla iletişim halinde ve ekip toplantılarını yapıyor olmalılar. Bu yeni sorular belki çok da istenmeyen yanıtlar getirebilir ama bununla yüzleşmek gerek. Faydalanıcılara sıradan anketlerle gitmek de aynı şekilde istenmeyen sonuçlar getirir. Bana güvenin, bu yollardan geçtim.

İş etki ölçümlemeye geldiğinde titizlik konusunda dertlenmekten belki de vazgeçmeliyiz. Son derece titiz akademik değerlendirme ile paralellikler gösteren şeyler, işletmeler söz konusu olduğunda sağlıklı değildir; kararları desteklemek için sıklıkla düşük düzeyli kesinlikler kullanılır. (Düşük düzeyli kesinlik hiç yoktan iyidir.) Biri bana bunun için, “karar almak için yeterince kesinlik” meselesi demişti.

Şaşırabilirsiniz ama görüştüğüm yatırımcıların çoğu, yatırım yaptıklarının “yönetim” yaklaşımına sahip olduklarını görmekten memnun oluyorlar. Access Foundation ve Power to Change kısa bir süre önce Impact Management Programme’nı (Etki Yönetimi Programı) başlattı. Bu programın bir parçası olmak bize heyecan veriyor. Dünyanın önde gelen etki yatırımcısı Bridges Ventures kısa bir süre önce “More than Measurement, A practitioner’s journey to Impact Management” (Ölçümden Fazlası, Bir Uygulayıcının Etki Yönetimi Yolculuğu) isimli bir rapor yayımladı. Bağış kurumu Nominet Trust da yalın sosyal ölçüler konusunda harika çalışmalar yaptı ve şöyle bir slogan belirledi: “Öğrenen bir kurum, etkin bir kurumdur.” Fon sağlayıcıları/yatırımcıları, ortak ölçümleme çevrelerinden uzaklaşıp yatırım yaptıklarının işe yarar enformasyon topladığına dair kanıt aramaları konusunda yeterince cesur, değişim konusunda çevik ve duyarlı olmaları yönünde teşvik ediyorum.

Şayet bir yatırımcı olsaydım, her şeyden önce yatırım yaptıklarımın topladığı enformasyonun işe yarar olup olmadığını bilmek isterdim. İlgileneceğim tek ölçü herhalde “Etki enformasyonuna dayanarak hizmetinizde/ürününüzde ne kadar değişiklik yaptınız?” olurdu.

Etki enformasyonu toplamak için yönetim yaklaşımına daha fazla yönelim konusunda gerçekten heyecanlıyım. Ölçüm profesyonelleri ve bu işe gönlünü vermiş olanlar (ben de dahil) için bazı teknik zorluklar söz konusu: Hangi soruların sorulacağı, niteliksel enformasyonun nasıl analiz edileceği ve sonrasında bunun niceliksel veriyle nasıl anlamlandırılacağı gibi. Ama içiniz rahat olsun önümüzdeki aylarda da bu konuda yeni yazılar yayımlanacak. Etki yönetimi nihai olarak kurum içinde bir kültür yaratma meselesidir. Bu kültür, zor soruları sorabilmek, paydaşlara kulak vermek ve değişimi benimsemek için yeterince cesur olmalıdır. Etki yönetimi bir ruh halidir.

Bu yazı www.socialvalueuk.org sitesinde yayımlanmıştır.

Sonraki Yayın:
Önceki Yayın:
Bu yazıyı yayınlayan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir